blog Filtreleri Göster
Blog yazısı Yapay Zekâya Uzanan Sanayiiçin resim

Yapay Zekâya Uzanan Sanayi

Geçen hafta Gaziantep’te devasa Merinos tesislerini gezerken bu soruya cevap aradık. Aslında aktarılan hikaye tek başına bir şirket başarı öyküsünden daha anlamlı. 1970’te iki kilim tezgahıyla başlayan üretim serüveni, bugün 100’ün üzerinde ülkeye ihracat yapan, cirosunun yaklaşık yüzde 92’sini dış pazarlardan elde eden bir sanayi yapısına dönüşmüş durumda. Bunlar Türkiye açısından önemli rakamlar. Çünkü bize, bütün jeopolitik gerilimlere, yüksek maliyetlere, finansmana erişim sorunlarına, makro ekonomik dengesizliklerimize ve Çin’in yarattığı rekabete rağmen dünyada hala Türkiye’den yapılabilecek işler olduğunu gösteriyor.

Küresel pazar faktörü

Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 90 milyon. Dünyanın nüfusu ise 8 milyara yaklaşıyor. Dolayısıyla Türkiye’de ölçek büyütmek isteyen şirketlerin doğal sınırı iç pazar olamaz. Asıl hedef küresel pazar olmalı. Merinos yönetiminin de yeni kapasite yatırımlarından çok ABD, Avrupa, İngiltere, Orta Doğu ve Afrika’da derinleşmeye vurgu yapması bu açıdan dikkat çekici. Üstelik mesele yalnızca ürün satmak değil; aynı zamanda güvenilir tedarikçi olmak. Büyük perakende zincirlerinin tedarik zincirine girmek, düşük maliyet kadar süreklilik, kalite, teslimat güvencesi ve finansal güvenilirlik de gerektiriyor.

Buradan Türkiye’deki diğer şirketler için çıkarılacak ders nedir derseniz? “İhracat yapmak başka, küresel şirket olmak başkadır,” derim. Küresel şirket, dünyanın herhangi bir yerindeki müşterinin “Bu ürünü Türkiye’den de alabilirim” demesini sağlayan şirkettir. Daha da önemlisi, o müşterinin Türkiye’yi alternatif tedarikçi olarak değil, stratejik ortağı olarak görmesini sağlayabilmektir.

Vitrin değil, üretim aracı

Şirketin Berlin Teknik Üniversitesi bünyesindeki ZEKI ile yaptığı çalışma ve tasarım süreçlerinde yapay zekâ destekli uygulamalar kullanmaya başlaması bu nedenle önemli. Şirket, yapay zekâyı insan yaratıcılığının yerine koymak yerine onu güçlendiren bir araç olarak tanımlıyor.
Türkiye’de sanayinin yapay zekâ ile ilişkisi de artık “Bu teknoloji ne işe yarıyor?” aşamasını geçmeli. Asıl soru “Bizim üretimimizde nerede verimlilik yaratır?” olmalı.

Yapay zekânın sanayide dokunabileceği alanların sınırı yok. Tasarım, kalite kontrolü, bakım, enerji tüketimi, stok yönetimi, talep tahmini, lojistik ve müşteri ilişkiler bunlardan bazıları. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı yalnızca ucuz işçilikten veya büyük fabrikalardan gelmeyecek. Veriyi daha iyi kullanan, makinelerini daha akıllı çalıştıran ve müşterinin ihtiyacını daha hızlı anlayan şirketler öne çıkacak.

Bir başka zorunluluk da sürdürülebilirlik. Karbon ayak izi, enerji verimliliği, su kullanımı, atık yönetimi, geri dönüşüm ve tedarik zincirinin izlenebilirliği giderek daha fazla önem kazanıyor.
Dolayısıyla Türkiye’nin ihracatçı şirketleri için yeşil dönüşüm bir çevre politikası olmaktan çıkıp doğrudan bir rekabet politikası haline geliyor. Bugün maliyet olarak görülen yeşil yatırımlar, yarın küresel pazarlara giriş bileti olabilir.
Türkiye’nin yeni sanayi hikayesi yalnızca daha büyük fabrikalar kurmakla yazılmayacak. Daha fazla dünyaya açılan, daha yüksek katma değer üreten, yapay zekayı üretimin içine sokan ve yeşil dönüşümü rekabet avantajına çeviren şirketlerle yazılacak. Adıyaman’ın Besni ilçesinde başlayan bir iş öyküsünün bugün 100’den fazla ülkeye ulaşması, aslında Türkiye için hala kapanmamış bir fırsat penceresi olduğunu gösteriyor. Bakalım, o pencereden kaç şirketimiz geçebilecek? 

Bölgedeki tek yıldız Türkiye’

Yumurtalık yatırımının stratejik önemine değinen Erdemoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erdemoğlu, “Türkiye yılda 23 milyar dolarlık petrokimya ürünü ithal ediyor. Şimdi dünya konjonktürüne daha geniş bakalım. Amerika’nın uzun vadeli stratejisini nasıl tanımlarsanız tanımlayın; eğer orta ve uzun vadede Çin’i daha fazla Asya bölgesine sıkıştırmak gibi bir strateji varsa bunun uygulanabilmesi için bizim bulunduğumuz coğrafyada alternatif bir üretim üssüne ihtiyaç var” diye konuştu. “Bu üretim üssü neresi olabilir?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Dünya konjonktürüne bakıldığında Rusya olamaz. Avrupa’nın mevcut yapısı buna uygun değil. Balkanlar yeterli ölçeğe sahip değil. Üç ülke öne çıkıyor: Birincisi Türkiye. İkincisi İran. Üçüncüsü, daha sınırlı olmak üzere Mısır. Bölgede yeni bir üretim üssü gerekiyor. Öngörümüze göre bu ülke Türkiye. Bu bizim tahminimiz. Ama bizim gördüğümüz tabloda Türkiye’den başka güçlü bir alternatif bulunmuyor. Çevresinde Suriye olacak. Irak olacak. Ürdün olacak. Mısır olacak. Bu coğrafyanın üretim ve tedarik sisteminde merkez ülke Türkiye olacak. Ana planımızın temelinde de bu düşünce var. Yumurtalık’taki yaklaşık 25 milyar dolarlık yatırım fikri de buradan çıkıyor.”

Haber Kaynağı: Milliyet